liman Rum. a. den. Gemilerin barınmalarına, yük alıp boşaltmalarına, yolcu indirip bindirmelerine yarayan doğal veya yapay sığınak: “Hayatını anlatacağımız adam Çin limanlarından birinde yaşamıştı.” -N. Hikmet.
Güncel Türkçe Sözlük
liman Rum.limani Gemilerin barınarak yük alıp boşaltmalarına, yolcu indirip bindirmelerine uygun kuruluşları olan doğal veya yapay sığınak: § “Limandaki büyük vapurlardan birinin bacası, ona, uzun mesafelerin ve uzak diyarların bağrından kopan bir nida gibi seslendi.” -Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bir Sürgün, 6. § “Gittikçe artan ve bu gün son haddini bulan bir inşa temposuyla fabrikalar, barajlar, elektrik santralleri, limanlar, yollar yapıyoruz.” -Peyami Safa, Din, İnkılap, İrtica, 124. § “Limanda iki direkli gayet zarif iki çektiri, karada birkaç araba ve atlar kızın emrine muntazır olup... seyahat ederdi.” -Ahmet Midhat Efendi, Hasan Mellâh Yahut Sır İçinde Esrar s.11. § “Ne limanı plan mucibince geniş ve daha kullanışlı yapıyı, ne de şimendiferi şartnamesindeki esaslara muvafık olarak inşa etti.” -Ruşen Eşref Ünaydın, Bütün Eserleri, 45. § “Ada’nın metruk liman oteli bahçesi.” -Reşat Nuri Güntekin, Eski Şeyler, 117. § “Liman çok sıkı bir kontrolden geçirildi.” -Ahmet Hamdi Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, 7. § “Madou’yu ta sokağın öbür köşesinden doğrudan doğruya limana cezbederdi..” -Sami Paşazade Sezai, Bütün Eserleri II, 237. § “On günlük bir yolculuktan sonra Anadolu’da ilk şehir olan Alanya limanına ulaştık.” -Ziya Gökalp, Türk Uygarlığı Tarihi, 223. § “Işınlara boğulmuş bir liman kentinin vazgeçilmez parçalarıydık” -Adalet Ağaoğlu, Başka Karşılaşmalar, 17. § “Fetih sırasında Osmanlı donanması, Kızkulesi ile Bizans arasına çekilmiş olan zincirin engel olması yüzünden limana giremiyordu.” -Ahmet Rasim, Muharrir Bu Ya, 338. § “Ama sarayın limanına girmeseydi batıp gidecekti.” -Necip Fazıl Kısakürek, Sabır Taşı, 148. § “Limanlarda tanıştığı insanlardan duyduğu hikâyeleri sanki kendi başından geçmiş gibi yeniden yazar…” -Elif Şafak, Şehrin Aynaları, 99. § “Oysa 10 Nisan’da İskenderiye Limanı’ndan yüzlerce savaş gemisini yan yana görene kadar her şey sanki bir şakaydı ve bizler şartlarıyla pikniğe yollanmış izcilerdik.” -Buket Uzuner, Uzun Beyaz Bulut (Gelibolu), 87. § “Yağmurdan ve rüzgardan kaçıp, buraya sokulmadan önce, caddenin iki yanındaki bir sürü liman uğrayarak, öylesine içmişti ki, şimdi içmese de yine kulaklarına akan zamanla, şişmanlığı ve yalnızlığıyla, etrafında dönen her şeyle, gizli ve kaçınılmaz bir kavga halindeydi.” -Attila İlhan, Kurtlar Sofrası, 247.
Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü
liman İng. harbour Kıyıda, doğal olarak ya da mendirek ve dalgakıranlarla fırtınalara karşı korunmuş yer ve böyle yerlerde deniz ulaştırmacılığının giriş ve çıkış kapısı olarak gelişmiş kent.
BSTS / Coğrafya Terimleri Sözlüğü 1980
liman Fr. port (coğrafya)
BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963
liman İng. harbour Gemilerin yolcu indirip-bindirme, yükleme-boşaltma, bağlama ve beklemelerine elverişli yeterli su derinliğine sahip, teknik ve sosyal altyapı tesisleri, yönetim, destek, bakım-onarım ve depolama birimleri bulunan doğal veya yapay olarak rüzgâr ve deniz tesirlerinden korunmuş kıyı yapıları.
BSTS / Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü
liman İng. liman Alçak bir kıyıda, açık denizden bir set ile kapatılmış batık bir nehir koyağı.
BSTS / Yerbilim Terimleri Sözlüğü 1971
Liman Artvin ili, Kemalpaşa bucağına bağlı bir yerleşim birimi.