lavabo Fr. lavabo a. (l ince okunur) 1. Üzerinde su muslukları bulunan, porselen, emaye, sac vb.nden yapılmış, el, yüz, bulaşık yıkamaya yarar, çukur yer veya eşya: “Lavabonun aynasında yorgun bir suratla kendini anlamaya çalışan bu adama bakıyorum.” -A. Ümit. 2. Ayakyolu, hela, yüznumara, tuvalet. 3. mec. Lokanta, gar vb. yerlerde bu düzenin bulunduğu yer.
Güncel Türkçe Sözlük
lavabo Fr.lavabo 1. Üzerinde su muslukları bulunan, porselen, emaye veya sacdan yapılmış, el, yüz, bulaşık yıkamaya yarar, çukur yer veya eşya:§ “İçecek su ve lavabo takımı velhasıl kaffe-i levazım-ı beytutet zaten müheyya idi.” -Ahmet Midhat Efendi, Jön Türk, 100. § “Duvardan birinde musluğu iyi kapanmayan bir lavabo vardı.” -Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 97. § “Bir köşede bir lavabo yuvarlak bir ayna var.” -Nazım Hikmet Ran, Yeşil Elmalar, 59. § “İki pencere arasındaki lavabo, ne biçim ne renk bakımından birbirlerini tutmuyordu.” -Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bir Sürgün, 40. § “Lavabonun üstündeki aynada kirli su damlaları.” -Adalet Ağaoğlu, Bir Düğün Gecesi, 263. § “Doktor köşedeki lavaboda ellerini yıkıyordu.” -Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları, 31. § “Yalnız, musluktan inatla lavaboya dökülen suyun, ıslığı duyuluyor.”-Attila İlhan, Kurtlar Sofrası, 30. 2. Lokanta, gar gibi yerlerde bu düzenin bulunduğu yer. 3. Ayakyolu, hela, tuvalet: § “İçinde lavaboyu ovmakla meşgul, yaşlı bir adam…” -Necip Fazıl Kısakürek, Aynadaki Yalan, 187. § “Dündar lavaboda, gürültüyle dişlerini fırçalıyordu.” -Attila İlhan, Kurtlar Sofrası, 341.
Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü
lavabo İng. lavatory, wash basin El yüz yıkamakta kullanılan bir kirli su ağzı.
BSTS / Döşem Terimleri Sözlüğü 1969